Türk ekranlarındaki gezi programları

Gezi programları insanların ilgiyle takip etmesine rağmen sunucusuna, kameramanına falan acayip uyuz olduğu yayınlar muhtemelen. Sen yazın sıcağında serinlemek için iki saat arayla duşa girerken yeteneksizin birisi Maldivler’in altın sarısı kumlarında, turkuaz denizinde yayın yapıyor. Biz televizyon karşısında ekmek arasını yuvarlarken eleman Seyşeller’de maytaplı meyve tabağına yumuluyor. Sanki karşına geçmiş de nanik çekiyor haspam. Bizim gibi bileti nasıl ucuza alırım, ucuz restoranlar nerede, A noktasından B noktasına en kolay ve ucuz nasıl gidebilirim, risk almaya değer mi değmez mi, bu kızlar beni yerler mi yemezler mi, bu akşam nerede kalacağım gibi dertleri yok bu adamların. İnsan bozuluyor haliyle.

Ama biz yurt dışında yaşayanlara nispeten biraz daha şanslıyız. Az sevimli ülkemizdeki televizyoncular, gavur meslektaşları kadar yetenekli değiller de gezi programı izlediğimizde Elazığ’ın merkeze bağlı Mollakendi Köyü’ndeki teyzelerimizin mutfakta ne kadar mahir olduklarını, düğün dernek zamanları da ne kadar saçma sapan oyunlar oynadıklarını görüp halimize şükrediyoruz. İyi ki vizyonları dar da Adım Adım Anadolu’yla, Buram Buram Anadolu arasında gidip geliyoruz. Türkiye’de yaşadığımız için üzülmeyip biraz daha mutlu olalım diye yapılan gezi programlarını sizler için hatırladım.

MACERACI


Murat Yeni, tığ gibi bir oğlandı zamanında. Ne zaman televizyon dünyasına adım attı irileşmeye başladı. Programın ismi Maceracı olunca dağlara tırmanan, geçitlerden atlayan, dere tepe aşan bir program bekliyorduk ama ters köşeye yatırdı. Yemek programlarının mutfakta yapılanı değil de doğada yapılanı yüzünden STV izleyicisinin algısı değişmişti bir dönem. “Hadi bir macera yaşayalım” dediklerinde dürümcüye, “Hadi çılgın bir macera yaşayalım” dediklerinde de ocakbaşına gitmeye başladılar Murat Yeni yüzünden. Millet gezerken zayıfladı, Murat gezdikçe şişmanladı, kocaman oldu. Sacın başında bazlamaya yürüdü, onu bıraktı kebaplaşan keçiye yumuldu. Rivayete göre elini öpmeye yeltendiği yaşmaklı ‘saf, masum, temiz’ Anadolu teyzesinin elini yiyecekken kadıncağız köylüler tarafından kurtarıldı. Bir Anadolu Hikayesi diye başlayan program, diyetisyende son buldu. Maceracı gezi programı da, yemek programı da, eğlence programı da olamadı. Öyle kaynadı gitti arada. Zaten bir süre daha devam etseydi Murat Yeni’nin götüyle göbeği sunacaktı programı.

ACUN FİRARDA


Türkiye’nin en çok izlenen gezi programı Acun’un yaptığı oldu şüphesiz. Belki tam olarak gezi formatında değildi ama köylüsüne de izletti, şehirlisine de seyrettirdi. Televole’nin tornasında yetişmiş bir muhabir olduğu için yabancılık da çekmedi. Cape Town’un tarihi eserlerini, Rio’nun yaşam kültürünü göstermedi bizlere ama sex sells dedi; taş gibi, ilik gibi hatunlarını gözümüze soktu. Plajlara indi, halkla bütünleşti, doğaçlama espriler yaptı, küfür etti. Televizyonculuğunun hakkını verdi. Acun’un programlarında yeni yöreler hakkında bir şey öğrenemedik ama Jessica’nın parmak arası terliğinin fiyatını bilmiş olduk. San Fermin’de boğaların önünde koşabilecek başka bir program daha yapılana kadar en iyilerin zirvesinde yer almayı başardı.

GEZELİM GÖRELİM


Nuray Yılmaz abla televizyoncu olmasa Türkiye’nin ilk kadın uzun yol şoförü olurdu muhtemelen. Bir ülke karış karış gezilebilir mi sorusunun yaşayan cevabı işte bu kadın. Herhangi bir yerle ilgili içi dolu bilgiler edinmek istiyorsunuz ama internetteki yüzlerce sayfayı okumak da işinize gelmiyorsa direkt Nuray ablanın o yöreyle ilgili programını bulup izleyin. Köyde, kasabada yaşayanlarla kurduğu seviyeli ilişki umarım diğer programcılara da ders olur da “oy benim pamuk nenem, aman benim anam, vay babam” diyerek yavşaklıkla bulanmış sahte samimiyetlerden kurtulmuş olurlar. 24 senesini bu programa vermiş Nuray abla. Görmediklerinizi odanıza kadar getirebilmek için konar göçer yaşamaya devam etmiş, ömrünü yollarda tüketmiş kadın. Muhtemelen Türkiye’nin her ilinde, köyünde, bucağında bir sürü tanıdığı vardır. Denk gelirseniz sakın tersleşmeyin; tek ıslıkla bütün köyü toplar başınıza. Aman diyeyim!

AYNA


Saim Orhan gibi olmamak zaten başlı başına bir şükür sebebi. Mikrofona hiç yakışmayan sesi, televizyonculuğa hiç uygun olmayan görüntüsüyle gezi programı yapıp bütün dünyayı gezebilmiş olmasıyla bambaşka rekorların sahibi mübarek Saim abi. US Polo tişörtü, kanvas pantolonu, çaprazlama astığı resmi cemaat çantasıyla akıllardaki gezgin imajına bir türlü sığdıramadığım Saim Orhan’ın programlarının amacı belli. Uganda’nın bilmem ne kasabasındaki Türk okullarının reklamını yapmak. Size dünyanın bir başka yerinde nasıl bir yaşamın, nasıl bir kültürün hüküm sürdüğünü göstermek değil. Zaten gezerken suratında aniden beliren “Aaa burada bir Türk okulu varmış. Hay Allah nereden çıktı bilemem ki. Neyse gelmişken cemaatimizin ne kadar süper olduğunu gösterelim” ifadesinden anlayabilirsiniz bunu. Bol cepli pantolon ve gömlek giyildiğinde kendini gezgin, maceraperest sanan tiplerin ilgisini çekebildi belki ama bana sessiz gezi programının izlenebileceğini öğretti. Bir de her şeyi açıklamazsa ölecek hastalığı vardı Saim Orhan’ın. “İşte bu elimde gördüğünüz nesnenin adı bardak. Somali’nin yerli korsanları bu bardaklara sularını doldurup kafalarına bu şekilde dikerek içiyorlar.”

BARIŞ MANÇO İLE DERE TEPE TÜRKİYE


Türkiye’deki gezi formatlı yayınların atası olabilir Barış Manço’nun yaptığı bu program. Kendine has üslubuyla gittiği yerlerden ansiklopedik bilgiler verdi Barış abi. Dünya haritasında göstermekte zorlanacağımız yerlere kadar uzadı. Hep sempatikti, hep sevecendi. Ekrana da yakışıyordu rahmetli. Belki de birçoğumuzun içindeki gezginin tohumlarını attı farkında olmadan. Zamanının televizyonculuk teknolojisine ve yayın vizyonuna rağmen iki binli yıllardaki muadillerinden daha başarılı işlere o zamanlarda imza attı Barış Manço. Belgesel soslu bir gezi programıydı onun yaptığı; ne köylünün koyununa hallendi, ne de fakirin çorbasına kaşık salladı.

GÜLHAN’IN GALAKSİ REHBERİ


Gülhan’ın programından aklımda kalan üç şey var. Kocaman ağzı, irrite edici kahkahaları ve yapışık konuşması. Bu kızla ne zaman televizyonda karşılaşsam ağzına tekme atma arzusuyla yanıp tutuşuyordum. Bir gezi programından akılda kalan tek şey sunucunun ağzıysa var gerisini sen düşün (Öyle düşünmen lan fesat). Gülhan’ın programı cam bir fanus içinde etrafı gezen bir yayındı. Gittiği ülkede kimseye bulaşmadan gördüklerini kendince yorumlayarak program yaptı Gülhan. Ortalıkta bu kadar başarılı televizyoncu varken Gülhan gibi bir kadının dünyayı karış karış gezmesi meslektaşlarını rencide etmiştir kuvvetle muhtemel. Gittiği yerlerde gösterdikleri zaten hemen hemen bildiğimiz şeylerdi. Sevimli kız olmaya çalıştıkça daha da itici oldu. Rengarenk kıyafetleri, birbirinden saçma şapkaları, yapmacık tavırlarını düşündükçe iyi ki bitti diyoruz bu programın ardından. Bak yine o yapışık yapışık konuşması yankılandı kulağımda, tüylerim tiken tiken oldu.

GEZELİM TOZALIM


Bir zamanların değişik tiplemesi Gafur Uzuner’in tekrar piyasaya girmesine sebep oldu bu program. Yılların tecrübesini yeni bir projeyle harmanladı Gafur abi. Yine adım adım Anadolu’yu gezdi ama ekranlardan alışık olduğumuz samimiyetini sürdürmeyi başarınca izlenebilir bir program olarak yer etti aklımızda. Zaman zaman eğlenceli anlarına da şahitlik ettik bu programın. Diğer gezi programlarıyla aynı şeyleri çevire çevire yaptılar işte. Yemek yediler, ‘sıcak Anadolu insanının samimiyetini’ gözlerimize soktular. Ya arkadaş nedir bu böyle Anadolu insanının saflığı, masumluğu, samimiyeti takıntınız sizin. Kanallarınız zaten Anadolu’ya yayın yapıyor. Büyükşehirde yaşayanların çoğu da Anadolu’dan göçmüş zaten. Tereciye tere mi satıyorsunuz arkadaşım siz!?

ŞORAY UZUN YOLDA


Şoray da dağ, tepe, bayır aştı. O da mutfağa daldı. Yöremiz, geleneklerimiz, göreneklerimiz diye diye bitirdi programını. O kadar kötü gezi programının içinde zaman zaman mizansen yaparak güldürdü. Bir şeyler öğretmeyi başardı. Bazen zekice espriler yaparak “Helal olsun lan!” dedirtti. Diğerlerinin içinde izlenebilir bir programdı Şoray’ın yaptığı. Ne cıvık bir hale geldi, ne de çok ciddi oldu. Dengeyi korumayı başardı. Televizyonculuk geçmişi, oyunculuk tecrübesi gibi unsurları da verimli kullanınca programına kalite kattı. Ama o Kültigin abiyi temizleyemedi hafızalarımızdan.

ADRENALİN


Zamanında BRT diye bir kanal, o kanalda da Müge diye bir kız vardı. Hayal meyal hatırlıyorum şimdi. Müge taş gibi bir hatundu. Sesiyle de, görüntüsüyle de ekrana yakışıyordu. Programı da gayet kaliteli ve entelektüeldi. Mesela gittiği yerde bungee jumping mi yapılıyor, Müge de yapıyordu. Paraşütle mi atlanıyor, Müge de atlıyordu. Geri vitesi yoktu hatunda. Hem etrafı tanıtıyordu hem de adrenalin pompalıyordu. Kaliteli gezi programlarından birisiydi Müge’nin yaptığı. Eğer bu satırları okuyorsan birlikte qeselim mi tatlı qıs? 😉

(Bu yazı ekraning.com‘da da yayınlanmıştır.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*