Barcelona Ejderhası

Sırt çantasıyla gezmenin en güzel yanı sana lazım olabilecek her şeyi yanında taşıman. En kötü yanı da o çantanın bazen eşek ölüsü gibi olması, yürüdükçe ağırlığının artması. O yüzden o çantayı en hafif şekilde doldurup taşıyacaksın arkadaş! Gerçi istediğin kadar hafiflet bir yerden sonra kaplumbağaya evrilip “Yeter lan!” diye isyan ediyorsun.

Barcelona’da dolaşırken çantayı gardaki emanetçilere (Consigna) bırakıp öyle dolaşmaya başladık aylak aylak. Gezdik, tozduk, yedik, içtik, kavganın eşiğinden dönüp gara geri geldik gecenin bir yarısı. Barcelona’yı İstanbul’a, Madrid’i de Ankara’ya benzetenler bir adım öne çıksın burada öyle okusun geri kalanını.

Madem dedim Barcelona, İstanbul gibi hareketli bir şehir o zaman 24 saat esası burada da geçerlidir. Çantaları emanete bıraktıktan sonra dolaşmaya çıktık işte. Parque de Guell’ler senin, Sagrada Familia benim, aman plajıydı, teleferiğiydi, müzesiydi diye diye geceyi ettik. Planlarıma göre çantalarımızı aldıktan sonra Endüstri Parkı (Parque de la España Industrial) etrafındaki boşlukları değerlendirip görünmez bir köşede çadırı kurup uyuyacağız. Çünkü bir önceki gece konaklamaya verdiğim 50 euroyu ertesi gün ödemek gibi bir niyetim yok. Bu plan dahilinde parkta keşif bile yapıp gara gittik ama etrafta değişik bir havayla karşılaştık. Atmosfer sakinleşmişti, gara dinginlik gelmişti.

Sallana sallana gittik emanetçinin yanına ama kapı duvar! Herifler belli bir saatten sonra kapıyı kilitleyip gidiyorlarmış. “Neyse ya gardaki banklarda pinekleriz bir şey olmaz” diyerek vurduk kafayı yattık ama birkaç dakika sonra gelen görevliler garın kapanacağını söyleyerek hepimizi çıkarttılar dışarı.

İşte şimdi sıştık değerli okur!

Çünkü çadır da, uyku tulumu da içeride. Her şey içeride emanetçi dükkanında kaldı anasını satayım. Sabah 5’te garın, 6’da da emanetçinin açılacağını söyledi görevliler. “Neyse lan olur böyle şeyler. Hava güzel dışarıda takılırız” diyerek çıktık gardan. Boş boş dolanırken backpacker olduğu her halinden belli iki tane elemanla karşılaştık. Memleketleri kadar soğuk insanlar olmadıkları için hemen kaynaştık elemanlarla. Bizim durumumuz onlardan çok çok iyi çünkü Barcelona’da tokatlamışlar bunları; çantaları, pasaportları, cüzdanları falan çalınmış. Sabah dilencilik yapmışlar, ondan sonra da kaçak göçek bir şekilde Danimarka’ya gitmeye karar vermişler. Bir yerden sonra muhabbet de tıkanınca bir sürü oyun oynadık ama artık uykumuz da gelmeye başladı. Göz kapaklarım düşmeye başlarken aniden bir evsizin yatağı çarptı gözüme, hemen etrafı kolaçan edip yatağa çöreklendik dördümüz. Kalan saatlerimizi de o yatakta uyuklayarak geçirdikten sonra emanetçinin açılış vakti geldi. Danimarkalılarla vedalaştıktan sonra hemen uyku tulumlarını alarak Endüstri Parkı’na gittik ama bu sefer de uyuklayacak uygun ortam bulamamanın sıkıntısı başladı.

O ara gözüme başka bir şey daha çarptı: Ejderha!

Evet yanlış okumadın bir ejderha çarptı gözüme. Endüstri Parkı’nın ortasına kaykaycıların faydalanabileceği kocaman bir ejderha heykeli yapmışlar metalden. Hemen sağını solunu araştırdım iki kişinin yan yana sığabileceği genişlikte bir yer buldum heykelin üstünde, tam da ense kısmında. Tulumları serip birkaç saat de orada uyuduktan sonra kaybolan enerjimizi geri topladık ve devam ettik Barcelona’yı adımlamaya.

Ejderhanın koynunda uyumuş adamım lan ben! En çok beni dinleyeceksiniz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*