Çocukları da büyük kurşunlarla öldürdüler

Çocukluğumun en unutulmaz sahnelerinden birisiydi Bosna-Hersek’te yaşanan savaş. Her gün merakla okurdum gazeteyi.

Çünkü savaş hep biz Türklerin kazandığı aksiyonu bol, macerası yüksek bir şeydi. Okulda bu şekilde öğretiyorlardı bizlere. Bense Müslümanların savaş kaybedebileceğini ilk kez Bosna-Hersek’te öğrenmiştim. Çok da şaşırmıştım bu duruma. Okumayı öğrendiğim ama okuduklarımı anlayamadığım bir dönemde oluyordu savaş. Aslında ortada bir acı olduğunu, oradaki Müslümanların çok büyük çile çektiğini falan anlayabiliyordum ama UN’ların neden tanklarla taşındığını anlayamıyordum bir türlü. Üzerinde UN yazan her aracın etrafında bir sürü asker olduğuna göre durum gayet ciddiydi demek ki.

Sonra günlerden bir gün Mostar Köprüsü’nün tank atışlarıyla yıkıldığını gösterdi televizyonlar. O zaman çok daha fazla üzülmüştüm; hiç unutmam o an hissettiklerimi. Tarihi eserlere karşı olan hassasiyetim o günlerde göstermişti kendini. İşte o an elimde bir güç olsa da köprüyü yıkan Hırvatları yok etsem diye düşünmüştüm. Tamam, çocukların ölümüne de üzülüyordum ama Mostar’ın yıkıldığını görünce şafak attı bende. O zamanki gazeteler okur psikolojisini düşünmez miydi bilmiyorum, her gün vurulmuş Boşnakların fotoğrafını görüyorduk gazetelerde.

Bir gün hiç unutmam kış günüydü rahmetli babaannem sobayı yakıyordu, ben de buz gibi odada gazete okuyordum. Boşnak bir çocuk karlı bir yolda elinde ekmekle poz vermişti. O zaman içim ürpermişti biraz, ben burada birazdan ısınacak odamda takılırken o çocuk kışta kıyamette ölmemek için bir şeyler yapacaktı.

Aradan yıllar geçti benim Bosna-Hersek’te yaşananlara karşı ilgim hiçbir zaman bitmedi. O zamanlar neden böyle bir şey yaşandığını anlayamıyordum. Fark ettiğim tek şey Müslümanlar bir yerde acı çekiyordu. Bir de babam Sırplara çok kızıyordu. Yaşım ilerledikçe Bosna-Hersek’te yaşananlara dair ne bulduysam okudum, izledim; izledim, okudum.

90’ların o yıllarından aklımda kalan çok isim var. Metin, Ali, Feyyaz, Aykut, Oğuz, Müjdat, Feldkamp, Götz… Bunlar yeşil sahaların savaşçıları. Birkaç isim daha var aklımda kalan; Ratko Mladic, Radovan Karadzic, Slobadan Milosevic, Raznatovic (Arkan)… Bunlar savaşı eğlenceye çevirip zevk için adam öldürenler. Yugoslavya pastasının en büyük dilimini yemeye çalışan Sırplar. Kimi Boşnak katili, kimi Müslüman kasabı diye anılan insanlar…

Çocukluğumun küçük travmasından sonra Sırplara ve Hırvatlara karşı biraz mesafeli durdum açıkçası. Türkiye’ye gelen Sırp futbolculara sesimi çıkartmadım ama çetnik işareti yapanlara da “orospu çocuğu” demekten kendimi alamadım. İlerleyen zamanlarda Slav ırkından olan kızların taş gibi olduğunu, Sırp ve Hırvatların da aynı ırktan geldiğini anlayınca oh bebek dedim o coğrafyanın dişilerine. Sonra bir baktım Sırplarla Boşnaklar tekrar eski günlerdeki gibi yaşamaya başlamışlar. Yine aynı masada oturuyorlar, yine beraber gülüp eğleniyorlar. O zaman bir kez daha “Tamam” dedim, “Halklar arasında bir sorun yok. Sorun yine devletlerden, siyasetçilerden kaynaklanıyor.” Unuttum gittim o küçük yaşlarda yaşadığım mini travmaları.

Sonra günün birinde fırsat bulup Bosna-Hersek’e gittim. Bir zamanlar insanların korkuyla kaçıştıkları sokaklara girdim bir gece vakti. Çok değişik bir duyguydu yaşadığım. Benim şimdi rahat rahat dolaşabildiğim yerlerde bir zamanlar silahlar patlıyor, insanlar ölüyor, çocuklar ağlıyordu. Ben içten içe böyle değişik duygular yaşarken Boşnakların korkmadan elini kolunu sallamadan geziniyor olması afallattı biraz. Ama savaş onlar için bitmiş, benim içinse yeni başlamıştı aslında. Her yer süzgece dönmüş evler, duvarlar,  sokaklarla doluydu. Çocukluğumun bir kısmını o savaşı düşünerek, hayal kurarak geçirmiştim ben. O küçük yaşlarda savaşa dair aklımdaki görüntülerin hepsi hücum etti yeniden. Elinde ekmekle karlı bir dağ yolunda poz veren çocuk, kafasından vurulmuş ihtiyar, her fotoğraf karesinde gözüken korkmuş yaşlı teyzeler, Mostar’ın yıkılışı…

Savaşın üstünden yirmi küsur sene geçmesine rağmen hala delik deşik duvarlar, evler, kapılar, mermi izleri, bomba hatıraları… Bosna-Hersek, Sırpların, Boşnakların, Hırvatların bir arada yaşadığı bir ülke. Savaş öncesinde en fazla nüfus Boşnaklardaymış ancak şu anda Sırplar bilinçli soykırımları sayesinde nüfus yoğunluğunda ilk sırayı ele geçirmiş. Boşnakların yaşadığı yerlere gittiğiniz zaman bu nüfus oranının nasıl değiştiğini daha net anlayabiliyorsunuz. Çünkü savaş zamanında mezarlıklar yetmemiş Boşnak cenazelerine; parkları, bahçeleri mezarlığa çevirmişler. 3 kişinin gömülebileceği her yer mezarlık olmuş Bosna’da. Yugoslavya ordusunun silahlarını ele geçirip saldıran Sırplara karşı silahsız savunma yapmaya çalışan Boşnaklar, Avrupa ülkelerinin desteğini, Birleşmiş Milletler’in yardımını almadan kendilerince hayatta kalmaya çalışmışlar.

Nüfus yoğunluğundan bahsetmiştim ya oraya dönüp bitireyim. Savaş zamanı nüfus sıralamasında ilk sırada olan Boşnaklar, bugün yıl dönümü olan Srebrenitsa gibi katliamlarla binlerce insanını kaybetti. Avrupa’nın göbeğinde II. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük insanlık dramı yaşandı. Ben çocuk yaşımda isyan ederken, kocaman kelli felli adamlar dur diyemedi olup bitenlere. Boşnaklar tam savaşı lehlerine çevirmek üzereyken bitti savaş. Avrupa’nın göbeğinde Müslüman bir ülkenin yok olmasını sessizce izlediler ve kendi adamları zarar görmeye başladığında son düdüğü çaldı savaşın. Boşnaklar o savaşın kaybedeni oldu, sayıları azaldı, evlerini, yurtlarını kaybettiler. Sırplar zaman zaman Hırvatlara da saldırdı savaşta ama Boşnaklara karşı ikisi de birleşebildi. Küfür yine tek millet olmuş, kimseyi şaşırtmamıştı.

Srebrenitsa katliamı için yazdım bu yazıyı. Hem çocukluğumu hatırladım hem de orada ölenleri anmak istedim kendi çapımda.

Başlık ne alaka diye düşünen olursa; zor bir sorunun realist cevabıdır aslında.

Srebrenitsa’da öldürülen bir çocuk annesine, “Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?” diye sorar, onun yanıtıdır başlık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*