Her yol bir şey öğretir insana

Şanlıurfa-Gaziantep arasındaki yolu gidenleriniz bilir. Çöl gibi bir düzlükte sarımtırak kara parçasını yarıp gider asfalt. Fıstık ağaçları da olmasa yeşile dair çok fazla bir renk göremezsiniz o taraflarda. Manzaranıza kilometrelerce ileride yoluna devam eden araçlar takılır ara sıra. İşte bu yolda devam ederken 30 metrekareden hallice metruk bir kahvehaneye rastladım yolda. Biraz dinlenip soluklanayım diye girdim içeri. Kapının önünde sıcaktan mayışmış, mor poşusunu kafasına dolamış ihtiyar bir amcayla laflamaya başladık sonra. Laf lafı açtı konu nereye bağlandı hatırlamıyorum ama “Evlat” dedi Urfalı amca, “İşte dünyanın en güzel yeri burası.”

Önümüzden akıp giden yolun öbür tarafına baktım, kuraklıktan taş gibi olmuş toprak yığını kilometrelerce ileride gökyüzüyle birleşiyor. Yolun diğer tarafı da komşusundan farksız. “Burası nasıl dünyanın en güzel yeri olabilir” diye düşündüm, düşündüm içinden çıkamadım. “Doğrudur bey amca” diyerek izin istedim.

Yıllarca milyonlarca insanın kenarında yemek yiyebilmek için tonla para harcadığı Boğaziçi’ni seyrederek büyüyen birisi olarak o gün düşmedi jeton ama sonradan anladım; insanın doğup büyüdüğü yer, gerçekten dünyanın en güzel yeri onun için.

"Her yol bir şey öğretir insana" için bir yorum

  1. Beykoz gibi yerde büyü, sonra nereyi beğeneceksin merak ettim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*