Ukrayna kontu Aykut abi

11Ukrayna’yı o kadar gezdik ama Çernobil’den başka bir şey anlatmadık.

Gideceğiniz bir yerin meşhur caddesini, restoranını, müzesini yani turistik yerlerinin hepsini başta Google olmak üzere bir sürü gezi blogunda bulabilirsiniz. Benim önceliğim başımdan geçenler.

Birinci Ukrayna seferinde Odessa’da bir Türk restoranında otururken kaportayı biraz düzeltmek için berbere gitmeye karar verdik. Restoran Türk ya, oradaki birkaç kişiye sorduk, baştan savma cevap verdiler. Ukrayna’da yaşayan Türkler haklı sebeplerle hemşerilerine mesafeli yaklaşıyorlar. Bunun nedenlerini de bir ara anlatırım. Biz yemeğimizi yemeye devam ederken, arkamızdaki masada tercümanların da olduğu hararetli bir iş görüşmesi yaşanıyordu.

Vakit ilerledikçe arka masadakiler bize kulak kabartmış olacaklar ki yavaş yavaş Faruk’la yaptığımız muhabbete dahil olmaya başladılar. Sonra bir baktık masaları birleştirmişiz adamlarla. Aykut abiyi bu vesileyle tanıdık. Ukrayna’nın kuzeyinde bir şehirde yaşayan Aykut abi, eşinin memleketi Odessa’ya sık sık gelen bir iş adamı. Aykut abi ve İzmir’den gelen ortağıyla konuşurken Çernobil’e gitme planlarımızdan, katakomplardan, Kiev’deki İkinci Dünya Savaşı müzesini gezmekten falan bahsettik. Bildikleri kadar anlatmaya çalıştılar. Bir süre gırgır şamata muhabbet ettikten sonra bir daha kullanacağımızı düşünmediğimiz telefon numaralarını aldık, verdik.

Aradan saatler geçti, gece oldu. Hostele döndükten sonra telefon çaldı aniden. Bir baktık arayan Aykut abi. “Gelin bir kahve içelim” diye çağırdı. Hostele yakın bir yerdeydiler kalktık gittik Faruk’la birlikte. Sabahki bol kahkahalı muhabbet kaldığı yerden devam ederken, Aykut abi bizi davet etmesinin nedenini açıkladı. “Beyler” dedi, “Bunca yıldır burada yaşıyorum. Belki bin tane Türk’le tanıştım ama ilk kez sizler bana müzeleri, katakompu falan sordunuz. Bizimle kafa mı yapıyorsunuz yoksa gerçekten bunları mı merak ediyorsunuz, bunu bilmek için sizi buraya çağırdım. Normalde burada tanıştığım her Türk, kerhanelerin yerini, kızlara nasıl ulaşabileceğini sorar. Ama sizin niyetinizin gerçekten gezmek olduğunu anladım. Sizden zarar gelmez” dedi. Bir anda oluşan karşılıklı güven sayesinde Odessa’da vakit geçirdiğimiz günlerde sürekli birlikte dolaştık. Bu arada eşiyle de tanıştık.

Sonra herkes kendi dünyasına döndü. İstanbul’dayken bir iki kere telefonla konuştuk Aykut abiyle, sonra koptuk. Romanya’da dolaşırken Faruk’la nereye gideceğimize karar verememiştik. Çantayı hazırladık, kaldığımız evden dışarı çıktık ama ne tarafa yöneleceğimize dair zerre fikrimiz yoktu. Hatta o ara Facebook’tan anket yapmıştık “Sırbistan’a mı yürüsek yoksa Ukrayna üstünden Belarus’a mı geçsek” diye, hatırlarsınız belki. Kararsızlık içindeyken telefon çaldı bir anda. Baktık Aykut abi arıyor. Hal hatır bile sormadan girdi mevzuya, “Ne işiniz var lan Sırbistan’da. Kalkın gelin buraya” dedi. Romanya-Ukrayna sınırı, Aykut abinin yaşadığı şehirdeydi. “Seni mi kıracağız” diyerek düştük yola. Birkaç saat sonra sınırdaydık Aykut abi yine aradı, “Sağa çekip bekleyin ben geleceğim” dedi. Millet misafirini evinin kapısında karşılar, Aykut abi ülkenin kapısında karşıladı.

Bütün geceyi eşi ve Aykut abiyle birlikte geçirdik. Gezdik, tozduk, yedik, içtik. Sağ olsun elimizi cebimize attırmayarak mahcup etti. “Ya bi’ dur biz ödeyelim” dediğimizde kavga çıkardı. Deplasmandaydık İvanları, Dimitrileri üstümüze salmasın diye bir şey diyemedik. Sabah kalktığımızda otele eşi Natali’nin yaptığı sıcak mercimek çorbasını getirdi. Ben hayatımda böyle keyifli bir çorba içmedim. Adam yolda tanıştığımız biri gibi değil de kardeşi gibi ilgilendi her defasında. Aykut abinin hakkını ödeyemeyiz, hakkını da yedirmeyiz bu saatten sonra.

Yolculuk yapmak, gezmek falan güzel şeyler ama bir de böyle hayatına dokunan insanları buluyorsun, o zaman tadından yenilmiyor. Kendinizi özgür bırakıp, kalıplarınızın dışına çıkınca hayat bambaşka güzellikler seriyor önünüze.

Bu yazı, Aykut abiye yüzlerce teşekkürden sonra resmi bir teşekkür olsun.

Gerçi teşekkür edince de kızıyor, “Lan aynısını ben İstanbul’a geldiğimde siz bana yapmayacak mısınız lavuklar!” diyor.

Bu yazıda hiçbir dramatize yok ancak iki Ukrayna seferinin ardından bir erkekle tanışmamızı anlatıyorum. Bundan büyük de bir dram yok :/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*